Notos

Gerçeğin Sınırlarında "Oğlum İçin Bir Masal"

Walter Benjamin “hikaye anlatıcısı” başlıklı metninde hikaye anlatıcılığından romancılığa geçişi kolektif olandan bireysel olana geçiş ekseninde değerlendirir. Geleneksel hikayecilikte bireysel deneyim kolektif olanı besler ve ondan beslenir. Böylece bilgeliğe dönüşür ve yaygın bir etkileşim alanına ulaşır. Roman ise yalnız ve… Read More ›

Hayal ile Hiyel Arasında: Kitab-ül Hiyel

İhsan Oktay Anar’ın romanları gerek hikayeleri gerekse edebi nitelikleriyle oldukça özgündür. Anlatının kendine referans veren gerçekliği, mistik-fantastik öğeler ve hikayelerin kilit noktalarının olmazsa olmazı Uzun İhsan Efendi bir Anar metninin masalsı tarihselliğini oluşturan özelliklerden sadece bazıları.[1] Yazarın romanları iki döneme ayrılmaktadır…. Read More ›

Mutlu Prens (The Happy Prince – Oscar Wilde)

Şehrin yükseklerinde, uzun bir sütunun üstünde Mutlu Prens’in heykeli dururdu. Baştan aşağı saf altın varakla kaplıydı, gözleri iki parlak safirdendi ve kılıcının kabzasında büyük kırmızı bir yakut ışıldardı.             Hakikaten hayranlık uyandırırdı. “Bir rüzgar gülü kadar güzel,” diye yorum yaptı… Read More ›

Mrs Dalloway’de Zaman, Bellek, Benlik

Modernist yazarlar modernitenin toplumsal hayattan bireyin iç dünyasına her alanı hızla dönüştüren gücünü metinselleştirirken ortaya çıkan yeni gerçekliği temsil edebilecek yöntemlerin arayışına girdiler. Bu arayış içinde keşfedilmiş ve artık klasikleşmiş bilinçakışı tekniği ve çok sesli, çok katmanlı, parçalanmış, montajlanmış anlatılar… Read More ›

47’liler’i Yeniden Okumak…

1970’li yıllar Türk edebiyatında roman türünün ivme kazandığı bir dönem olarak dikkat çeker. Bu durumun 1971 askeri müdahelesiyle bağlantısı inkar edilemez. Elbette 12 Mart gibi bir travmanın etkisi edebiyatta da kendini gösterecektir. Nitekim o dönemde yazılan romanların bir kısmında tema,… Read More ›

Bay Andrews – E. M. Forster

Ölülerin ruhları Mahşer Yerine ve Cennet Kapısına doğru yükseliyordu. Dünyanın ruhu onları mağlup etmek, şahsiyet denen ince muhafazalarını kırmak, onların erdemini kendisininkine katmak çabasıyla, tıpkı atmosferin yükselen balonları sıkıştırdığı gibi, her yandan sıkıştırıyordu. Ama onlar dünyadaki görkemli bireysel hayatlarını hatırlayıp… Read More ›

Yurok kabilesinden bir öykü

Onun yaşadığı yerdi, kaval çalanın: Espeu, onun yaşadığı yerdi, kaval çalanın. Birdenbire “çalmayı öğrenmeliyim” diye düşündü. Bütün gün müzik yapardı. Sonra arınma evi için odun toplamaya giderdi, çalmayı bitirdikten sonra. Ve onun sonrasında, gece de çalardı. Uyumazdı; durmaksızın kaval çalardı…. Read More ›