Yurok kabilesinden bir öykü

[NOTOS dergisinin Nisan-Mayıs 2013 sayısında yayımlanan bu minik öyküyü çok severek çevirmiştim. Paylaşmak vakti geldi sanırım.]


YUROK[1]
Onun yaşadığı yerdi, kaval çalanın: Espeu, onun yaşadığı yerdi, kaval çalanın. Birdenbire “çalmayı öğrenmeliyim” diye düşündü. Bütün gün müzik yapardı. Sonra arınma evi için odun toplamaya giderdi, çalmayı bitirdikten sonra. Ve onun sonrasında, gece de çalardı. Uyumazdı; durmaksızın kaval çalardı. Birdenbire “böyle yapmalıyım” dedi. Gündüzleri Plek’en ve Neges’e gider ve ağlardı.
            Bir çocuğun babasıydı, tek bir çocuğun. Ve bir karısı vardı, ama birdenbire onunla ilgilenmez oldu, çünkü çalmaya karar vermişti. Ve bir kaval yapmıştı – şimdikiler gibi bir kaval değil, geçmiş zamanların kavallarından, Kızılderililerin eskiden çaldığı türden. Ve gecenin geç vaktine kadar onu çalardı; bazı geceler hiç uyumazdı, o kadar uzun süre çalardı. Ve karısı evden onu duyardı. Müzik o kadar yakından gelir gibiydi ve karısı onu o kadar iyi duyardı ki, müzik o kadar yakından gelir gibiydi ve karısı onu o kadar iyi duyardı ki, “onu bu hale getiren nedir?” diye sorardı. Karısı böyle düşünürdü, müzik o kadar yakından gelir gibiydi ve karısı onu o kadar iyi duyardı ki. Çocukları küçük bir kızdı. Ama o, karısıyla hiç ilgilenmezdi, ve kaval çalardı. Gün doğar doğmaz arınma evi için odun toplamaya başlardı, ve Neges ve Plek’en’e giderdi, ağlayarak.
            Öyle yapardı işte, kaval çalardı: her gece çaldı, her gece çaldı. Uyumadı, ama durmadan çaldı; çalardı ve sonra ağlardı. “Böyle yapacağım” diye düşündü. Ne olduğunu bilmediği bir şeyi özlüyordu, ve şöyle düşünüyordu, “Neyi özlüyorum?” Bütün gün ve bütün gece sabaha kadar ağlar ve çalardı kavalını, hani eskilerin sahip olduklarından. Şimdikiler gibi değil, eskiden Kızılderililerin çaldıkları gibi olanından, o kavalı çalardı. Sabahları kavalını bırakır ve arınma evinin odunları için çıkardı, hep aynı şeyi yapardı: sarp kayalıklardan sarp kayalıklara, Espeu’ya, ve Neges’e giderdi, ve oturur, ve bir sürü şey düşünürdü. Karısını görmeyi hiç istemiyordu. Çocukları küçük bir kızdı, ama o artık onu fark etmiyordu: tek yaptığı kaval çalmaktı. Sabaha kadar çalar ve ağlardı; ne olduğunu bilmediği şeyi özlerdi. “Neyi özlediğimi bilmiyorum” derdi.



[1] Yurok kabilesine ait bu hikâye Karl Kroeber’in Native American Storytelling başlıklı kitabından alınmıştır. Kabilenin geleneğinde hikâyelere başlık koyulmadığı için çeviride de kullanılmamıştır.


Kategoriler:çeviri, edebiyat

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: