Uçan Osmanlılar: Hezârfen Ahmed ve Lagarî Hasan Çelebiler

Mustafa Altıoklar’ın İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) filmi Evliya Çelebi, Bekri Mustafa, Lagarî Hasan Çelebi ve Hezârfen Ahmed Çelebi hamamda birbirlerine kıssalar anlatıp demlenirlerken başlar. Evliya Çelebi eski bir Bizans kütüphanesinde bulup okuduğu İkarus ve Dadalus’un hikayesini anlatmaktadır. Dadalus’un kaz tüylerini balmumuyla yapıştırarak oğlu İkarus’a kanat yapmasından ve oğlanın kapatıldıkları zindandan kaçarken “uçtukça yükselmesi”nden bahseder. Lagarî Hasan ve Hezârfen Ahmed Çelebiler bu “çok eski” hikayeyi dikkatle dinlerler. Lagarî kanatla uçulamayacağını düşünmektedir ama Hezârfen bunu başarmayı kafasına koymuştur.
            İnsanoğlunun, kuşların kanatlarının bahşettiği özgürlüğe öykünmesiyle, gökyüzüne (aslında bir bakıma Tanrı katına) ulaşabilmek için yöntemler üretmesini bilim ve teknolojinin emekleme çabaları olarak düşünmek mümkün. Nitekim, 17. yüzyılda yaşamış olan iki kardeş, Lagarî Hasan ve Hezârfen Ahmed Çelebiler, kendilerine özgü yöntemleriyle bunu denemiş ve belli bir başarı elde ederek tarihe isimlerini yazdırmışlardır.
Altıoklar’ın filmiyle popüler kültürde yer edinen bu iki kardeşin hikayesinin temel yazılı kaynağı Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’dir. Evliya Çelebi, Hezârfen Ahmed Çelebi’nin, 1632 yılında, kendi yaptığı kanatları kullanarak Galata Kulesi’nden havalandığını ve lodosun yardımıyla Üsküdar’da Doğancılar meydanına indiğini anlatır. Daha önce Okmeydanı’nda deneme uçuşları da yapan Hezârfen, bugünün planörlerine yakın bir sistemle tasarladığı kanatlarıyla İstanbul boğazını, yani yaklaşık 3.5 km’lik bir mesafeyi, uçarak geçmiştir. Dönemin padişahı IV. Murat başarısını takdir edip altınla ödüllendirdiği Hezârfen’i daha sonra, cesaretinin ve bilgisinin tehlikeli olabileceğini düşündüğünden, Cezayir’e sürmüştür.

Lagarî Hasan Çelebi’nin gözü daha yükseklerdedir. Hezârfen’in rüzgar destekli yatay uçuş çabaları yerine, o dikey uçarak göğe yükselebileceği bir roket tasarlamıştır. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde yazdığına göre, 1633 yılında, IV. Murat’ın kızının doğumu kutlamalarının altıncı gecesinde icadını padişaha gösterir. Sarayburnu’ndaki eğlencelerde, yedi kollu “fişeğin” içine yerleşen Lagarî kullandığı 50 okkalık barutu yardımcılarına ateşleterek roketiyle yükselir. Evliya’nın yazdığına göre ışığıyla denizi aydınlatan fitillerin barutu bitince Sinanpaşa Kasrı civarında suya düşer. Önceden hazırladığı kanatları paraşüt şeklinde kullanarak düşüşünü yumuşatmış ve yüzerek kıyıya çıkmıştır. Lagarî’nin havalanırken “İsa’yla konuşmaya gidiyorum, padişahım,” sudan çıktığında ise, şakayla karışık, “İsa hürmetlerini gönderdi, padişahım,” dediği kaydedilmiştir. Kendisinden “yakın arkadaşım” şeklinde bahsettiği Evliya Çelebi, Lagarî Hasan Çelebi’nin bu uçuşundan sonra maaşa bağlanarak sipahilere katıldığını ve Kırım’da savaşta öldüğünü yazar.
* Bu yazı daha önce İstanbul Life’ın İstanbul Efsaneleri ekinde yayımlanmıştır.



Kategoriler:kitap

Etiketler:,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: