Kendi olamayanlar, kendini oynayanlar… Largo Desolato – Ekip Tiyatrosu

Genelde farklı grupları seyretmeye öncelik versem de, şu ana kadar bir şekilde Ekip Tiyatrosu’nun oyunlarına düzenli olarak yolum düştü. Bunun en önemli nedenlerinden biri Ekip Tiyatrosu söz konusu olduğunda belli bir kaliteyle karşılaşacağımdan kesinlikle emin olmam. Vaclav Havel’in yazdığı Largo Desolato aslında grubun daha önce sahnelediği bir oyun ama içinde bulunduğumuz toplumsal gerçeklikte hala güncelliğini ve anlamını koruduğu için yeniden sahnelemeye karar vermişler anlaşılan. İyi de olmuş, daha önce kaçıranlar için bir şans.
Oyunun ana karakteri, Doktor Leopold Kopriva yazdığı bir metinden dolayı baskı görmekte olan bir akademisyen, yazar, düşünür tiplemesi. Gördüğü psikolojik baskıya dostlarının ve hayranlarının beklentileri eklenince ağırlığının altında ezilmiş ve yaşadığı travma, güvensizlik, paranoya ve alkol ortamında kendini yeniden üreten bir kısır döngüye evrilmiştir. Yazamaz, hatta yazamamanın ötesinde, evden çıkamaz hale gelir. Hayatına normal bir şekilde devam edememektedir. Çevresindeki kişiler tarafından sürekli farklı yönlere sürüklenmesiyle benlik algısını, yolunu, yönünü yitirmiştir. Konuşulanların iletişimsizlik sarmalında mırıldanmalara dönüştüğü, dilin sözdizimsel açıdan anlaşılsa da anlamsızlığından dolayı birşey ifade etmez hale geldiği oyunda, belki de en önemli cümle yine Doktor’dan gelir: “Bana öyle geliyor ki ben uzun zamandan beri, kendim olmaktan çok, kendimi oynuyorum.”


Baskıların ve beklentilerin arasında sıkışan, benlik algısı ortadan kalkan ve kendi kendinin bir performatif figürü haline gelen karakter hem entelektüelin toplumla girift ilişkisi, hem de bireyin çevresiyle olan etkileşimi açısından özünden uzak, içi boşaltılmış, hiçliğe dönüşmüş bir varoluşa dikkat çeker. Başka bir anlamı var mı bilmiyorum ama largo desolato geniş bir ıssızlık imgesine işaret eden bir sözce. Aslında oyun, tam tersine, dar, basık ve gürültülü ama kurulan karşıtlıklar ağı içerisinde karakterin kendi iç dünyası, hiçliğin bir ürünü olarak, ıssız bir boşluk. Bu açıdan bakıldığında, gözle görülen ve fiziksel olarak deneyimlenen karmaşa ve bu karmaşa içinde anlamsızlık ve anlaşılmazlık üzerinden kendini sezdiren dilsiz boşluk oyunun en etkili karşıtlıklarından biri.
Largo Desolato sürekli dairesel olarak tekrar edilen replikleriyle metinsel olarak iyi bir absürd örneği. Cümle bazındaki tekrarlarla gittikçe anlamsızlaşan, dairesel tekrarlarla da kısır döngüyü bünyesinde barındıran bir metin. Bu dairesellik-döngüsellik sahnelemede fiziksel hale getirilmiş. Oyuncuların hareketleri ve oyunun temposu değişse de, performans tekrarlar ve daireler üzerinden devam ettiğinden sadece Doktor’un değil, izleyicinin de başını döndüren bir girdaba dönüşüyor. Böylece izleyicilerin de doktorun deneyimine dahil olması sağlanıyor.
Seyirciler arasına dağılmış olan oyuncuların dışardan katkıları ve uzak mesafeli paylaşımları da yine absürd’ün önemli detaylarından biri olan parçalanmışlığı etkili bir şekilde ifade ediyor. Buna oyunun müziği, ses-ışık efektleri ve oyunculuğun temposu da eklenince salondakilerin sürekli etraflarına dikkat etmelerini, aktif kalmalarını ve algılarını açık tutmalarını zorunlu kılıp kimsenin rahat bir yerleşikliğe teslim olmasına izin vermiyor.
Oyunun başladığı yer ile bittiği yerin birleşmesiyle metin-performans bütünlüğü de dairesel olarak tamamlanıyor. Geleneksel bir metinde, böyle bir anlatı çatısında baştan sona ulaşıldığında baştaki karmaşa anlaşılır hale gelir, fakat Largo Desolato’da absürd’ün yapısal, metinsel ve kavramsal olarak anlamsızlığa çektiği dikkat öne çıkıyor. Ortada anlayacak pek de anlamlı bir şey olmamasından dolayı sadece yapısal olarak değil anlatı olarak da başlanılan yere, yani baştaki anlaşılmazlığa geri dönülmüş olunuyor. Bütün bunların sonucunda da çözüm ve katarsis eksikliğiyle başka bir hiçlikte oyun noktalanıyor. Oyunun sonu düşünüldüğünde (ki burada açık etmeyelim) söz konusu geri dönüş karakterin durumu ve olay örgüsünü yapısal olarak tamamlıyor.
Oyunda bir tek sahne seçiminde bir sıkıntı olduğunu hissettim. Moda Sahnesi gerçekten çok güzel; işlevsel, şık ve İstanbul’a değerli bir katkı. Fakat Largo Desolato gibi bir oyunun yarattığı baskı, girdap, hız ve yoğunluk ufak, tavanı yüksek olmayan bir salonda çok daha etkili olur diye düşünüyorum. Moda Sahnesi’nde de gayet güzel olsa da, yaratılan şiddetli duygu ve psikolojik yoğunluğun salonun yüksek tavanlı ferahlığında bir miktar dağıldığını söyleyebilirim. Son söz şu olsun: Ekip Tiyatrosu oyunuyla yine tiyatroya nefes aldırıyor. Emeği geçen herkesin eline sağlık.


Kategoriler:tiyatro

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: