Küçük Prens’in Evreninde Büyümek

Küçük Prens dünya çapında okunan, genellikle çocuk kitabı olarak düşünülmesine rağmen büyüklere verdiği “mesaj”larla dikkat çeken bir metin. “Herkes mutlaka okumalı,” diye önerilen bu küçük kitapta ilk fark edilen şey ise belirgin bir İdealist Romantik duruş. Bu duruşun temelinde elbette Avrupa felsefesi var. Örneğin, İngiliz edebiyatının en önemli Romantiklerinden William Blake’in şiirlerinde, tinsel öze ulaşmada anahtar çocukların sahip olduğu saflık ve masumiyettir. Ona göre yetişkinler hayata dair deneyimleriyle gerçeğin özüne körleşirler. Tıpkı Antoine de Saint-Exupéry’nin safdilliğinde bilgelik barındıran Küçük Prens’i gibi, Blake’e göre yalnızca çocuklar görünenden öte, saf bir doğruya ulaşabilirler.
“İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
Exupéry’nin güven ve sevgiyle evcilleşen tilkisinin sıklıkla alıntılanan bu sözleri Blake’in tinsel imge dünyasından çok da uzakta değildir. Çocukken başka bir diyarı görebildiğini iddia eden Blake’in “gerçek” ve “doğruluk” olguları doğayı ve insanı yaratanın ilahi dünyasına ait olsa da, Exupéry’nin “maya”sıyla bariz bir idealizmde buluşmaktadır.
Theater an der Ruhr’un katkılarıyla BiTiyatro’dan başka bir Küçük Prens hikayesi



BiTiyatro bu sezon Exupéry’nin bahsi geçen klasikleşmiş metninin güzel ve ilginç bir uyarlamasını sahneliyor. Roberto Ciulli’nin yönetmenliğinde yeniden kurgulanan ve Almanya, İspanya, Romanya gibi ülkelerde sahnelenen oyun, özgün metnin “maya”sını korurken başka bir dünya kuruyor. Sembolizm ve aforizma yüklü asıl Küçük Prens, oyundaki çok katmanlılığın temelini oluşturarak genel çerçeve içinde farklı okumaları mümkün kılıyor. Elbette kısa bir yazıda bu çokkatmanlılıktan bütünüyle bahsetmek mümkün değil –ki her izleyici aradığı özü performansın başka bir yerinden yakalayacaktır. Ben sadece ikili ilişkilerin dinamizmiyle yaşlılık üzerinden irdelenen ölüm temasına değineceğim.
Sahnede hiç de küçük olmayan ve masumiyeti ancak kaybettiği bir şey olarak tanımlayabilecek bir Küçük Prens var. Özgün metinde yetişkinliği temsil eden pilot ise Küçük Prens’e göre daha “genç” karakterize edilmiş. Bu ters-yüz hem ilgi çekici olmuş hem de deneyim, yaşa(n)mışlık, yaşlanmışlık temalarına karanlık bir nostalji katmış. Nihat İleri bu rolü kendine özel dikilmiş bir kıyafet gibi şık taşıyor. Pilot karakteri ise, yeniden kurgulanmış metnin anlattığı hikaye doğrultusunda, tilki, kral, gül gibi metnin diğer karakterlerini de canlandırarak oyunun çokkatmanlılığını bünyesinde barındırıyor. Oluşturduğu çokseslilik ise farklı şekillerde yorumlanabilecek bir esneklik ve dinamizme, değişime, rollere ve tavırlara bürünebiliyor. Laçin Ceylan’ın oyunbaz kişileştirmesi ve aktif sahne kullanımı, karakterin çokkatmanlı ve değişken doğasının dönüşümünü, değişimini ve hatta istikrarsızlığını başarılı bir şekilde yansıtıyor.
Oyundaki ikili ilişkiler çerçevesinin Hegel’in efendi-köle diyalektiği üzerine oturtulduğunu söylemek mümkün. Kaprisli gül de, emirler yağdıran otoriter kral da ancak karşılarında bu nitelikleri anlamlı kılacak birileri olduğu sürece gerçekten var olabiliyorlar. Tilkiyse, evcilleştirildiği zaman, varoluşunu evcilleştirene bağlılığı (hem sadakat, hem de bağımlılık anlamıyla) üzerinden tanımlamış oluyor. Bu ikili ilişkilendirmelerin temeli özgün metinde de mevcut ama Ciulli’nin rejisinde söz konusu diyalektik yapı çok daha belirgin. Belki de biraz da bu nedenle, uyarlamada oyunculardan birinin kadın diğerinin erkek olarak tercih edilmiş olması metine farklı bir anlam boyutu katıyor.
Hikayenin trajedisi de söz konusu diyalektik yapının ikili varoluş dengesinde yatıyor. Karşılıklı ilişkiler üzerinden kurulan bu varoluş dengesi engellenemez, kati yokoluş söz konusu olduğunda bozuluyor. Aradaki didişmeler ve oynaşmalar, oyun boyunca kendini sezdiren çiftken tek kalmanın tehdidiyle, gittikçe daha yoğun bir dramatik tona dönüyor. Performansın başında çizilen dikdörtgenin gölgesinde son sahneye geldiğindeyse drama ile trajedi iç içe geçiyor. Dramatik olan ölüm, ölümün engellenemezliği, geri dönülemezliği ve hem kendi yalnızlığının hem de yarattığı yalnızlığın ağırlığıyken trajik olan tüm bunları bilerek varolmaya devam etmek, yaşlılık durumunda olduğu gibi gelişini izlemek ve buna rağmen hayatı ve ölümü kabullenmek zorunluluğu olarak dikkat çekiyor. Böyle bir trajedinin etkisinde yaşam sürecindeki didişmeler, uğraşlar, arayışlar retrospektif bir farkındalıkla absürdlük kazanıyor. Bu absürdlük içinde komik gibi görünen sahnelerde rahatsız edici duygular baskın çıkıyor. Özellikle bazı sahnelerde içten yükselen kahkaha tam da boğazda bir yerlerde takılıyor. Gülümsemeye dönüşüp yumuşadığında bile yarattığı huzursuzluk kalıyor.
Sahne, oyunun ruhuna uygun bir şekilde, oldukça sade tasarlanmış; belli başlı prop’larla, yalnızca oyunun anlam dünyasını kurmada gerektiği kadar detay içeriyor. Örneğin, belki de tiyatro sahnelerinin en güzel aksesuvarlarından olan bavul, Küçük Prens’te de hem işlevsel, hem de net bir şekilde sembolik. Nihat İleri ve Laçin Ceylan’ın sahnedeki uyumu belirgin olarak hissediliyor. Oyuna bir bütün olarak bakıldığında metin, sahneleme ve oyunculuk birbirini tamamlıyor.

***

Birden fazla seyrettiğim bu oyunda her seferinde başka birşeyler buldum. Metnin kendisi de sahneleme de buna oldukça müsait. Ama her birini yazabilmek için yazıyı sürekli güncellemek ve uzatmak gerekir. O da biraz zor. Ve fakat, Yılan ile başlayan son sahne tam bir coup de grâce. Bunu söylemeden geçemeyeceğim. Bu da güncellemesi olsun.



Kategoriler:tiyatro

1 reply

  1. Bu metin 17 Mart 2013'teki oyundan sonra guncellenmistir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: