Wanderlustpress 2011’in Son Kültürel Etkinliği

“Bir Garip Orhan Veli”
2012’de dünyanın sonu gelecek diyorlar… hani Aztek takvimi mi ne?! N’olur n’olmaz, 2012 olmadan dünya gözüyle (!) bir tiyatro/gösteri daha izleyeyim dedim. Karşıyaka Oda Tiyatrosu’nda sahnelenmekte olan “Bir Garip Orhan Veli”ye bilet aldım.
            Orhan Veli’yi severim. Şiirle ilk tanıştığım üç şairden biridir (diğerleri Nazım Hikmet ve Ümit Yaşar Oğuzcan). Kendimi bildim bileli, kuplelerden, kısa-öz mısralardan oluşan, şakacı şiirlerinden keyif alırım. Degüstasyonun ne olduğunu bilmediğim ilk-gençlik yıllarımda Süleyman Efendi’nin “nasırından çektiklerine” ve “sokak kedisi”nin “kasabın kedisi”ne olan imkansız aşkına gülümseyerek (!) üzülürdüm. Ben de yaşıtım hemen herkes gibi önce “ağlasam sesimi duyar mısınız” dizelerini ezberledim ve hemen her İstanbul’lu gibi zaman zaman “gözlerimi kapayıp” Orhan Veli’nin İstanbul’unu dinledim. Bence şairin belediye çukuruna düşerek ölmüş olması da klasik bir Türkiye hikayesi anlatır.
            Bir Garip Orhan Veli’yi tek kişilik oyun olarak kurgulayan Murathan Mungan’ı da ayrıca severim. Orhan Veli’nin şiirlerinin duygu ve imge dünyasını ancak Mungan gibi başka bir eşdeğer şair verebilirdi zaten. Oyunu metin olarak okumadım. Bu nedenle Mungan’ın sahnelemeye dair ne kadar detay verdiğini ya da ne gibi detaylar verdiğini bilemiyorum. Daha önce farklı tiyatrocular tarafından sahnelenen bu şiir dinletisi tadında oyunu ben ilk defa Tayfun Erarslan’dan seyretmiş oldum.
            Karşıyaka Oda Tiyatrosu, adı üstünde “oda” tiyatrosu, yani sahne çok küçük. Hatta bir bakıma geçenlerde gittiğim Han Tiyatrosu’nun sahnesinden de küçük galiba. Binaya girdikten sonra bir kat çıkılıyor, sonra yine yükseltilmiş bir platform var ve üzerine koltuklar ile sahne yerleştirilmiş. Oyunda beni en çok etkileyen şey işte bu küçücük sahnenin tasarımı oldu. Derinlemesine hazırlanan sahnenin yükseltilmiş bir kısmı vardı ve hem basamaklarla, hem de bir rampayla çıkılıyordu. Arka sol köşede büyük bir daire/boşluk vardı ve sahneye bazı giriş çıkışlar buradan yapılıyordu. Basamakların dağılımı, rampanın açısı, arkadaki giriş, yerdeki mazgallar derken dairesel çizgilerin oluşturduğu, devinim hissi veren gayet etkileyici bir sahne tasarlamış Behlüldane Tor. Arada bir arka planda beliriveren sokak lambaları ve ışıkla yaratılan su akisleri de dekorla ışığın birleştiği bir estetik güzellik, anlamlı bir imge dünyası kurmuş –ki ışık da bence oyundaki ikinci en başarılı ögeydi.
            Performansın kendisi konusunda pek tatmin olduğumu söyleyemem. Bu, Erarslan’ın kötü bir oyuncu olmasından değil. Daha çok benim kafamdaki Orhan Veli’nin başka bir adam olmasından ve benim o şiirleri farklı şekillerde okumayı tercih etmemden. Gerçi bu durum gayet doğal. Herkes şiir okurken kafasında kendi sesini oluşturur. Bence Erarslan’ın Orhan Veli’si fazla gösterişli, fazla tiyatraldi. Ben onu hep tonlamaları daha mütevazı, daha sokaktan bir adam olarak canlandırdım kafamda. Sahnede gördüğüm ise biraz klasik bir sanatçı-şair tipografisi örneğiydi. Tonlamalar, vücut kullanımı ve özellikle sahne kullanımı fazlaca “bohem,” “dionisyen” ve sanatsaldı. Kötü müydü? Hayır. Ama bence Orhan Veli de değildi. Nitekim keyifli bir akşam oldu ve fakat aynı metni başka rejilerle görmeyi isterim.
            — Gecenin cümlesini yazmadan geçmeyeyim: “Beyler, adam Kiefer Sutherland’e benziyor.” J Bir de “spoiler” verelim: Son sahnelerden birinde, sahne çıkışını yapan Erarslan değil, ikinci bir oyuncu. 



Kategoriler:tiyatro

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: