Nussbaum’un kozmopolitanlık yanılgısı: vatanseverlik, aidiyet vs.

Malum, vatanseverlik bizim topraklarda çok sıkıntılı mesele. Kimin yurdunu sevip sevmediğine (ya da daha çok sevdiğine) kimin karar verebileceği problemiyle başlar. Karşıtı olarak “vatan haini”nden başka bir seçenek bırakılmamasıyla devam eder. Bazı vatanseverler ise insanı vatandan, milletten, ve hatta, sakaryadan soğutur. Son dönemlerde, bazılarının vazife edinip herkese dayatma hakkını kendilerinde buldukları keskin, kaprisli ve hastalıklı standartlar karşısında “vatansever” ol(a)mamak çok kolay olduğu gibi, tercih bile edilebilir.

Vatanseverlik kavramıyla derdim, entelektüel dönüşüm mücadelemin ilk ve en alengirli cephesi olarak, 20 yıllık bir maziye sahip. Ama bu yazıya vatanseverlik kavramı üzerine kişisel görüşlerimi tartışmaya açmak için niyetlenmedim. Yazının asıl meselesi bir süre önce okuduğum, pek beğenmediğim ama yakamı da bırakmayan bir kitapla derdimin ne olduğunu bulmaya çalışmak. (Karalamasını yazarken derdi buldum, bu yazı “burda bulunmuşu var” noktasından retrospektif.)

Di3kPGqXsAEoDzSBahsi geçen kitap Martha Nussbaum’un “Patriotism and Cosmopolitanism” (Vatanseverlik ve Kozmopolitanlık) başlıklı yazısını ve açtığı tartışma üzerinden bu yazıya verilen cevapları içeren, For Love of Country: Debating the Limits of Patriotism (Vatan Aşkına: Vatanseverliğin Sınırlarını Tartışmak, Beacon Press, 1996) başlıklı metin. Öncelikli olarak, hem Nussbaum’un metniyle hem de cevaben yazılan diğer metinlerle ortak bir sorunum var. Kendi alanlarında değerli isimlerden oluşan yazarlar yer yer önemli noktalara değinseler de, içerik ve tartışma olarak elle tutulur pek bir şey söylemiyorlar. Dolgu malzemesi cümlelerden doygunluk çıkmıyor. Biraz pamuk şeker gibi, var ama aslında yok düşünceler. Belki fazla akademik olmak istememişler ama orta seviyede eğitimli bir insanın sohbet esnasında söyleyeceği türden ifadelerin tartışmayı herhangi bir yere götürdüğü söylenemez.

Şahsen en çok Martha Nussbaum’un vatanseverlik kavramının sınırlayıcılığına alternatif olarak sunduğu kozmopolitanlık formülüne takıldım. Yazar tartışmasını Diyojen’in “ben bir dünya vatandaşıyım” sözüne dayandırıyor ve Amerikan eğitim sisteminin “kozmopolitan” bir eğitim sistemine dönüştürülmesi gerektiğini ileri sürüyor. Bu kozmopolitan eğitim sistemi “herşeyin üstünde, önce Amerikan vatandaşıyım” demek yerine “herşeyin üstünde, önce dünya vatandaşıyım” demek üzerine kurulu. (Metin ABD örneğine dayanıyor ama bu detayı paranteze alarak tartışmaların genele uygulanmasında bir engel yok.) Nussbaum kozmopolitan kavramını kendince tarihsel bir çerçeveye oturtmuş, ve hatta Rabindranath Tagore’un The Home and the World (1916, Yurt ve Dünya) romanıyla somutlaştırmış görünse de, devamında içini doldurmadığı uçucu bir idealizme getirip bıraktığı için hem kavramın kendisini zayıflatmış hem de kavramı dayandırdığı tartışmasının temelini zedelemiş.

Benim takıldığım yer vatandaşlık, vatanseverlik, aidiyet ve kozmopolitanlık arasındaki girift ilişkilerin ciddiyetle ele alınmamış olması. Halbuki meselenin özü, çözülmesi gereken düğüm o ilişkiler ağının ta kendisi. Daha doğrusu Nussbaum kurguladığı kozmopolitanlıkla insan doğasının en kuvvetli ihtiyaçlarından biri olan aidiyeti yok sayıyor. Hatta, öngördüğü zayıf kozmopolitanlık tanımıyla beraber aidiyet kavramını da “hafifleterek” ilerici çözümüne dahil ettiği söylenebilir. Onun kurguladığı kozmopolitanlığın kendi içindeki zayıflığı bir yana, karşıtı olarak sunduğu kuvvetli, hiddetli, ve hatta şiddetli aidiyetler karşısında hiç şansı yok.

bap 1: aidiyet

İnsanlar doğaları gereği aidiyet duygusuna ihtiyaç duyarlar. Bunun ilk tohumları da verili olan üzerinden, doğdukları andan itibaren atılır. Önce aile ile başlar; din, millet, ülke şeklinde, yer-zaman sürekliliğinde, gelişir. Değişebilir ama çoğunlukla pekişir, perçinlenir. Bu bağların birincil olmaktan gelen kuvvetleri vardır. Yatırımı düşük getirisi yüksek modellerdir. Başka tür aidiyetler gibi sürekli aktif çaba gerektirmezler. Çoğu zaman bahsi geçen aidiyeti ismiyle çağırıp onunla olan bağı ifade etmek yeterlidir. Bunlara daha sonra mesleki ve sosyal aidiyetler eklenir. Fakat bu sonradan eklenenler kişinin kendilik algısını dalga dalga genişleyen daireler halinde kapsadığı için farklı sağlamlıklarda kabuklar oluştururlar. İnsanların, içine doğdukları kapsamlı ve katmanlı, ve son derece somut getiri ve götürüleri olan ilişki ağlarını reddetmeyi kabul edecekleri ve verili olanın ötesine geçecekleri “evrensel” aidiyetler yaratmak, daha doğrusu bunu arzulamalarını sağlamak son derece zordur.

Önceki aidiyetler hep vardır, kişinin kendilik tanımlamaları ile tamamen iç içe geçmişlerdir. Böylesi kuvvetli bir yapının evrensellik ideali üzerinden kurulmuş bir değerler alaşımıyla değişmesini mümkün kılmak için en azından iki önemli gelişme gerekir. İlki; böylesi bir değişime hazır olma durumudur. Nussbaum’un kurguladığı haliyle kozmopolitanlık aşkın bir model olmasından dolayı (ki bence de öyledir), verili olanın ötesine geçmeye hazır olma, onu aktif olarak arzulama ön koşulunu gerektirir. İkincisi ise; bir durumdan vazgeçerken yerine koyulacak olanın öncekinin yerini doldurabilecek somutlukta olması gerekliliğidir. Teklif edilenin, sadece “iyi” ya da “doğru” olmaya dair kurgulanmış soyut bir idealden bir nebze öteye geçebilmesi gerekir. Başka türlüsü de mümkün elbette, ama dayanakları görece zayıf olduğundan mayasının tutma ihtimali düşüktür. Kişi sürekli bir mücadele haliyle onu pekiştirmedikçe yitirilme riski vardır ve böylesi bir sürekli farkında olma hali yorucu olacaktır. Bunu devam ettirecek kudrette idealistler mutlaka vardır, ama böylesi bir modelin kitlelere yayılması nerdeyse imkansızdır. Kitlelere yayılmayan bir evrensellik idealinin ise genel gidişata etkisi olmayacağı gibi, değişmeyi becereni de yorar, tüketir, ve sonuçta sindirir.

bap 2: kozmopolitanlık

Vatanseverlik birincil aidiyetler kümesinin duygusudur. Nussbaum’un onun karşısına seçenek olarak koyduğu kozmopolitanlık ise, eğer olabilecekse, bahsi geçen dairesel yapılanmanın en dış halkalarından biridir. Nussbaum’un kurguladığı naif evrensel idealizmin yöntemleriyle -en azından kitlesel olarak- erişilebileceği oldukça şüphelidir. Kozmopolitanlık başka bir aidiyet halidir ve yaşadığımız çağda örnek alınacak model Diyojen’in dünyası olamaz. Ancak bugüne daha yakın bir kozmopolitanlık tanımına bakarsak bazı cevaplara ulaşma şansımız olabilir. Bu bağlamda, modernitenin ulus kimliği doğurduğu, emperyalizmin yükselişi ve çöküşü gibi dalgalanmaları da içeren fin-de-siecle (19-20. yüzyılların köprüsü, yüzyıl dönümü) daha uygun olacaktır. Ancak bu dönemin kozmopolitanlık tanımından bugüne uzanılarak kurulan bir tartışma belki bahsi geçen “vatanseverliğin sınırlılığına” alternatif olabilir. Özetle, bu tür kavramların beslendiği topraklara bakmak gerekir. Kaldı ki, modernitenin en kapsamlı gelişmelerinin de, evrensellik iddialarına yapılan eleştirilerin de çıktığı ana damar aynıdır. Bu hatta değmeksizin ne bugünün vatanseverlik kavramı anlaşılabilir ne de onun kaçınılmaz sorunlarına cevap bulunabilir.

bap 3: peki ya sınıf?

Vatanseverliğin karşısına alternatif olarak koyulabilecek kozmopolitanlık ancak 19. yüzyıldaki formülasyonundan ilerlenerek kurgulanabilir. Yüzyıl dönümü denen dönem kentlerin, seyahatlerin, estetiğin ve entelektüelitenin çağıdır. Bilimsel ve teknik birikimin sağladığı olanaklarla çıkılan seyahatlerde tanınan dünyaya eş bir sanatsal ve entelektüel üretimin başı çektiği dönemdir. Ancak böylesi somut getirilerle aşılan sınırlar doğrultusunda kurulan bir kozmopolitanlık birincil aidiyetlerin yerini alabilir. Bunun pratik ve maddi imkanları günümüzde daha fazla ve hatta yaygın olsa da hala gerçek anlamda kitlesel değildir. Hatta, tam aksine, pratik ve maddi imkanlardaki artışın kitlesel ekonomik düzenin imkanlarıyla denk gitmemesinin belirgin bir içe kapanmaya neden olduğunu düşünüyorum.

Bu açıdan değerlendirildiğinde Nussbaum’un en temel soruna göz ucuyla dahi bakmadığı görülür. Vatanseverlik ve kozmopolitanlık tartışmaları sınıfsaldır. Gayet basit bir Marksçı yaklaşımla denebilir ki, günümüzde kaydedilmiş olan ekonomik ilerlemeler daha geniş kitlelere yayılmadıklarından ve ekonomik gücün belli merkezlerde toplanmış olmasından dolayı, bozuk ve yetersiz ekonomik temeller üzerine kurulması arzulanan kozmopolitan üstyapı modeli gerçekçi değildir. Bu nedenle de, vatanseverliğin kısıtlarına bir çözüm olma şansı yoktur.

Özetle, kozmopolitanlık bugün de ayrıcalıklı bir sosyo-ekonomik sınıfın lüksüdür. Bu sınıf aristokrasi ya da zengin üst sınıf değildir elbette, çünkü dünya yansa onların umrunda olmayacaktır. Orta sınıf da değildir, çünkü günümüzün orta sınıfları genel olarak değer sistemleri kemikleşmiş tutucu bir kesimdir. Fakat, kozmopolitan model çıkacaksa, yine, belli derecede eğitim-seyahat özgürlüğüne sahip orta sınıfların birincil aidiyetlerin konforlarından özgürleşebilmiş olanlarından çıkacaktır. Böylesi, nerdeyse aşkın bir estetiğe eş kozmopolitanlığın Nussbaum’un idealize ettiği haliyle kitlesel olması da ancak tatlı bir hayaldir.

Modernitenin tarihini hiçe sayarak kurulan her evrensellik tartışması Nussbaum’un düştüğü hatalara düşecektir. Kozmopolitanlık kavramı da, onun dayandığı evrensellik idealleri de sınıfsaldır. Vatanseverlik-kozmopolitanlık ekseninde toplumsal değişimin peşine düşerken böylesi temel bir gerçeği görmezden gelmek ise naif (ya da suya sabuna dokunmayan) Amerikan liberal ilericiliğinin inkar edilemez zaafıdır.

Dipnot: Bu yazının açılmaya eğilim gösterdiği ama benim henüz girişmek istemediğim bir sürü yan mesele var. Mesela, aidiyet hallerinden tamamen bağımsızlaşmak mümkün müdür? Bence evet, ama bunu romantize etmeye başladığınız anda amacından sapacak kadar riskli bir yaşama biçimi. Dahası öykünülecek bir şey midir bilemem, fakat çok zor bir varoluş hali olduğu su götürmez. Çelik gibi sağlam bir benlik algısıyla en temel zaafların ötesine geçebilmiş olmayı gerektirir. Ki, o zaman bile, bin kere düşünüp tartılan tam anlamıyla “aktif” -ve yorucu- bir varolma hali olduğunu düşünüyorum. Biraz deli işi, deli cesareti… (Hayır, Issız Adam’lar bu gruba girmiyor.)



Kategoriler:kitap

Etiketler:,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: