Bilgi ve estetiği sentezlemiş bir polymath, Faust’un aydınlık yanı: Alexander von Humboldt

13f6a-inventionDictionary of Literary Biography serisine iki ciltlik “1960 sonrası Türkiye’de romancılar” ansiklopedisi hazırladığımızdan beri biyografi ve benzeri kitaplar çok ilgimi çekiyor.* Bir yandan, üzerine çalıştığım bilimum konunun dışında metinler okumaya ihtiyaç duyuyorum sanırım. Yani, bir çeşit dinlenme, demlenme alanı arıyorum. Diğer yandan, inişleri çıkışları ile farklı hayatların karmaşık hikayelerine kendimi yakın hissediyorum. “Bu hayat denen meret dümdüz bir çizgide akmayabiliyor işte,” diyebilmek iyi geliyor. Burada “hayalet yazar”lara yazdırılan, farklı alanlarda başarılı ama illa ki “ünlü” kişilerin düz-dikiş hayat hikayelerinden bahsetmiyorum. Alanının uzmanı tarihçilerin, edebiyatçıların ve gazetecilerin ciddi araştırmalara dayandırdığı, ideolojinin değil yakın okumaların şekillendirdiği, anlamsız nesnellik iddiaları olmayan ama mutlaka çeşitli bakış açılarına hakim metinler ilgimi çekiyor.

Andrea Wulf’un 2015 yılında yayımlanan ve birçok ödül alan Alexander von Humboldt biyografisi, The Invention of Nature böylesi bir kitap. Bir bilim insanının, bir seyyahın, bir entelektüelin kurgu metinlere taş çıkarır hayat hikayesi… Türkçe’ye Doğanın Keşfi olarak Emrullah Ataseven tarafından kazandırılmış ve Ayrıntı Yayınları’ndan 2017 yılında çıkmış. Tüm iniş çıkışlarıyla etkileyici ve ilham verici bir hayat Humboldt’unki.

1769 Berlin doğumlu Alexander von Humboldt, bilimin henüz keskin çizgilerle ayrışmadığı dönemlerin insanı olarak, tam bir polymath. Bilgiye laboratuvarda değil, doğanın keşfinde ulaşılabileceği şiarıyla yola çıkarak katettiği kilometreler ve yazdığı yüzlerce sayfayla kendinden sonra gelen birçok bilim ve sanat insanını etkiliyor. Sonsuz merakı ve tükenmeyen enerjisiyle doğa bilimi için durmaksızın çalışmış, kelimenin gerçek anlamında bir öncü. Onu öncü kılan ve benzerlerinden ayıran en önemli fark ise kendine özgü bütünlükçü bakış açısı ve bu bakış açısı sayesinde oluşturduğu ve sonradan doğa bilimlerinin temeli olacak sistematik yaklaşım. Bugün infografik denen şeyin belki de ilk bilimsel örneği olan “Naturgemälde”siyle klasik botanik taksonomi yerine, iklim ve coğrafya temelli bir sınıflandırma sistemi kuruyor. Hatta böylece çevre biliminin de temellerini atıyor. Humboldt’a göre doğa, “çeşitlilikten oluşan bir birlik” ve onu anlayabilmek için farklı unsurlarını kategorilerle ayırmak yerine birbirleriyle ilişkilerinde görmek gerekiyor.

6acd5-naturge

Humboldt’un hayat macerasındaki durakları onunla beraber keşfetme deneyiminden çalmamak için yaşamına dair detaylardan bahsetmeyeceğim. Ama etkilediği isimlerden bazılarını anarak nasıl bir hikayeye baktığımıza dair bir fikir verebilirim. Humboldt’un sadece Prusya değil, dünyanın dört bir yanında işbirliği yaptığı, fikir alışverişinde bulunduğu, etkilediği birçok isim var. Wolfgang von Goethe, Samuel Taylor Coleridge, Simon Bolivar, Henry David Thoreau ve Charles Darwin bunlardan sadece bazıları. Bu isimler arasında belki de ikisine, Darwin ve Goethe’ye bakarak onun entelektüel özünü anlamak mümkün. Bir yandan, aydınlanmacı bir bakış açısından beslenen bir bilim insanının doğanın materyal gerçekliğine odaklanması ve onu dönemin inançlarından kurtarma çabası dikkat çekiyor. Diğer yandan, sadece akılcı bir bakış açısı ve katı bir mantıksal empirizmin kısıtlayıcılığının farkındalığıyla, doğanın bütünlüğündeki şiire, estetiğe işaret ediyor. Yani, romantiklere karşı aydınlanmacı ama aydınlanmacılara karşı romantik, materyalizm ve estetiği bir araya getiren, kendine özgü bir sentez kuruyor. Bu sentez bilimsel olarak sağlam temeller üzerinde dururken insanın da parçası olduğu bütünün uyumundan vazgeçmiyor.

Uzun yıllar süren dostlukları boyunca Humboldt ve Goethe birbirini derinden etkiliyor. Örneğin, Humboldt, doğayı özünde kendi ilhamını barındıran bir bütün olarak gören bakış açısı, hiç yorulmamacasına aktif zihni ve tatmin olmaz merakıyla Goethe’nin Faust’unun önemli ilham kaynaklarından biri ve Faust karakterinin farklı yüzlerine izini bırakıyor. Karşılığında Goethe’den dönemin baskın, klinisyen sterilliğindeki akılcılığına karşı durabilecek, alternatif bir estetik, şairane bir doğa anlayışı ediniyor. Humboldt aydınlanmacı bir entelektüel, akılcı. Ama doğaya romantiklere özgü, içten ve derin bir bağla yaklaşıyor.

Andrea Wulf müthiş bir iş çıkarmış. Humboldt’a yakışır bir şekilde birçok kaynaktan beslenmiş ve hayatını farklı açılarını kapsayacak şekilde değerlendirmiş. Kitap detaylı ve uzunca ama aynı zamanda akıcı ve sürükleyici. Daha önce sosyal medyada yazmıştım. İyi bir biyografi geleneği, aslında kültürel tarih ve toplumsal benlik algısı açısından çok önemli. Sadece başka dillerde yazılmış biyografilerin çevrilmesi değil, Türkiye’den isimlerin detaylı ve düzgün biyografilerinin yazılması gerektiğine de inanıyorum. Kıymetli kişiliklerin hayatlarının incelenmesi toplumun kendilik algısını gerçekçi bir şekilde kurgularken, dünya üzerindeki yerini de daha sağlıklı anlamlandırmasını sağlayabilir. Bu işi hem ideolojinin ve demagojinin pençesinden hem ortaokul dönem ödevinden hallice, hayatı-eserleri vasatlığından kurtarmak sağlam bir editörlük çizgisi gerektirecektir. İşin güzel tarafı, ben böylesi bir yayın çizgisinin, son dönemlerde cesaretle yayın hayatına atılan, bazı butik yayınevlerinde bulunduğunu düşünüyorum.

be09d-hum

* Bkz. Dictionary of Literary Biography 373: Turkish Novelists Since 1960 (2013) & Dictionary of Literary Biography 379: Turkish Novelists Since 1960, Second Series (2016)



Kategoriler:kitap

Etiketler:,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: