Bir Kedi Yavrusu ile Bir İnsan Yavrusunun Hatırlattıkları

Aslında bu tür yazılar pek yazmam. Ama bugün sokakta küçük bir sarman yavrusu ile oynayan bir kız çocuğu gördüm ve o bir anlık karşılaşma beni çok eskilere götürdü.
Yıllar önce hemen her yaz tatilimizi bizimkilerin “memleket”inde geçirirdik. Karadenizin dağ köylerini bilenler bilir. Yemyeşil bir coğrafya, her yerde tırmanılabilecek ağaçlar, dalından koparılıp yenilen olmamış yeşil fındıklar ve yaramazlık yapmak için binbir türden imkan şehirden gelen küçük bir kız çocuğu için yeni maceralar demektir. Benim için çocukluk, üstümüz mütemadiyen çamur içinde, düşe kalka ve maalesef ısırgan otlarında yana yana geçen, yarı ıslak Karadeniz tatillerinde büyümek ve farklı hayatların farklı dünyalarını farkında olmadan tanımak demek.
Annemlerin köydeki evi klasik bir Karadeniz eviydi. Öyle şehir merkezlerinde göreceğiniz, restorasyonu yapılan, mimari kitaplarında yer alan cinsten değil, bildiğiniz yer yer dökülen, her taşı, tahtası el ile yerleştirilmiş bir evdi. Alt katta ufak bir ahır vardı. Akşamları yengemin sarı kızını dinlerdik. Kuzine denen mutfak sobasında bir yandan çay demlenir, bir yandan kestane kızartılır, fındık kavrulurdu. Evin üstünde de bir çeşit çatı katı vardı. Yukarı çıkan merdiveni çok iyi hatırlıyorum. Belli ki dedemler fındık ağaçlarından elle kesip çakmışlardı. Bu derme çatma merdivenden yukarı çıkmak biraz tehlikeliydi sanırım, çünkü bizim oraya çıkmamız genel olarak yasaktı. Tabii bu beni hiç durdurmadı… Anneannemin bizden saklamak için oraya koyduğu kedi yavrusunu bulmamızdan belli.
İşte o kedi yavrusu geldi bugün aklıma. Sarman değildi, tekirdi. Öyle minik, öyle tatlıydı ki, kucağımdan indirmek istemiyordum. Bir ara anneannem, “kızım bu kadar oynamayın şu hayvanla, hasta edeceksiniz” dese de, o yavru kedi kadar küçük, altı yaşındaki bir yaramazın onun ne demek istediğini anlaması mümkün değildi elbette. Anneannem kediyi korumak için tavan arasına saklasa da bulmamız uzun sürmedi. Nitekim, sonradan öğrendim ki, o kedi yavrusu bizim ilgimize (!) dayanamayıp gerçekten hastalanmıştı, sonra da ölmüş zaten. Eziyet ettiğimizden değil, kedilere kötü davrandığı için mahalledeki bir oğlanı dövmüş biri olarak, asla benim yapmayacağım bir şeydi yavru bir kediye eziyet etmek. Gerçekten çok ufak olduğundan elden ele gezmeye dayanamamış yavrucak.
Benim gri gözlü, dünyanın özü anneannem haklı çıkmıştı her zamanki gibi. Ben o gün bugündür tekir kedileri daha bir sever, genel olarak kedilere daha bir temkinli yaklaşırım. Her yavru kedi, benim yüreğime küçük bir “cırmık” atmış o tekiri hatırlatır ve her yetişkin tekir benim büyüyemeyen kedimin bakışlarını taşır.

Cunda Tekiri



Kategoriler:wanderlust'un tilkileri

1 reply

  1. Gulsen'den hos bir yorum (tesekkurler): Bu arada hafta sonu tatilim için İstanbul'a evime gelmiştim,blogda kedilerle ilgili yazınızı aileme okudum ve üzerinde uzunca muhabbet ettik..Duygulu bir sohbet oldu..Bizimde köyde ki evimiz anlattığınız gibi eski,altında ahırı olan,önünde koca bir saman bostanı olan ve iki ucunda da birbirine bakan giriş kapıları bulunan,ıslak Karadeniz yazlarının düşe kalka geçtiği çocukluk anılarımızı içinde sakladığımız bir fotoğraf karesi olarak kaldı zihnimizde…Sayenizde çok güzel dakikalar geçirdik ailemle..Bol bol 'ağzına sağlık hocanın,ne zamandır konuşamamıştık eskilerden uzun uzun'deyip durdular yatana kadar.
    Bende özellikle iletmek istedim,bizi de alıp çok farklı yerlere götürmüş oldunuz.Kaleminiz pas tutmasın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: